ABD ile Çin arasındaki teknoloji geriliminde yeni başlıklardan biri, fiber optik veri iletiminde kullanılan optical transceiver bileşenleri oldu. ABD telekom sektörünü düzenleyen FCC’nin, Çin menşeli optical transceiver’lara yönelik bir yasak seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor. Bu bileşenler, elektrik sinyallerini LED üzerinden ışık darbelerine çeviriyor; fiber hattın diğer ucunda ise gelen ışık sinyali photodiode ile yeniden elektrik sinyaline dönüştürülüyor.
Olası adımın en doğrudan etkilediği şirketlerden biri Zhongji Innolight. Şirketin küresel optical transceiver pazarında %27 paya sahip olduğu, gelirlerinin %90’dan fazlasının da Çin dışından geldiği aktarılıyor. Ayrıca küresel optical transceiver sevkiyatlarının %70’ten fazlası Çin kaynaklı. Bu tablo, olası bir kısıtlamanın tedarik zinciri üzerindeki etkisini daha da önemli hale getiriyor.
Buna karşın kısa vadede ani bir yasak ihtimali düşük görünüyor. Innolight’ın NVIDIA ve Google için önemli tedarikçilerden biri olması, kararın uygulanabilirliğini zorlaştıran unsurlar arasında. Üstelik optical transceiver’lar kolayca birbirinin yerine konabilen standart parçalar değil. Veri merkezlerinde kullanılan network switch, DSP ve genel ağ mimarisiyle uyumluluk için kapsamlı test ve doğrulama süreçleri gerekiyor.
Yine de böyle bir düzenleme, ABD merkezli üreticiler Coherent ve Lumentum için orta vadede önemli bir avantaj oluşturabilir. Ancak Innolight’ın ölçeği dikkate alındığında, bu şirketlerin yakın dönemde ortaya çıkabilecek açığı tamamen kapatacak üretim kapasitesine sahip olup olmadığı net değil. Buna devam eden ABD veri merkezi yatırımlarındaki uyumluluk gereksinimleri de ekleniyor.

Bu nedenle en olası senaryolardan biri, mevcut 800G optical transceiver’lara doğrudan yasak getirmek yerine Innolight’ın yeni nesil 1.6T çözümlerine geçişinin sınırlandırılması olabilir. 1.6T sınıfı ürünler toplam 1.6 Tbps veri aktarım hızına ulaşıyor. Böyle bir yaklaşım, Coherent ve Lumentum’a yeni nesil bileşen üretimini artırmak için zaman kazandırabilir.
Genel çerçevede bu gelişme, kritik tedarik zincirlerinde Çin bağımlılığını kademeli azaltma yönündeki ABD yaklaşımının yeni bir örneği olarak öne çıkıyor.

