Ana SayfaBilimAraştırma: Mumyalanmış kalıntılar toksik ve biyolojik risk taşıyor

Araştırma: Mumyalanmış kalıntılar toksik ve biyolojik risk taşıyor

Mumyalanmış insan ve hayvan kalıntıları, uzun süredir koleksiyonerlerin ilgi gösterdiği nadir objeler arasında yer alıyor. Ancak bu tür parçaların az bulunması, edinim sürecini zaman zaman denetimsiz, kayıt dışı ve hatta yasa dışı ticaret pratikleriyle ilişkilendirebiliyor. International Journal of Cultural Property’de yayımlanan bir makaleye göre ise bu alandaki riskler yalnızca hukuki boyutla sınırlı değil. Araştırmacılar, mumyalanmış kalıntıların hem koruma sürecinde kullanılan toksik maddeler hem de uygun olmayan saklama koşullarında gelişebilen mikroorganizmalar nedeniyle ciddi bir sağlık tehlikesi oluşturabileceğini vurguluyor.

Çalışmaya göre tarih boyunca uygulanan mumyalama yöntemleri, dokuların bozulmasını yavaşlatmak için çeşitli kimyasal maddelere dayanıyordu. Bunlar arasında arsenik, cıva ve kurşun gibi ağır metaller özellikle öne çıkıyor. Bu maddeler koruyucu etki sağlasa da, günümüzde bu kalıntılarla temas eden kişiler açısından istenmeyen sağlık sonuçlarına yol açabiliyor. Bu nedenle profesyonellerin böyle örneklerle çalışırken maske, eldiven ve laboratuvar önlüğü kullanması standart kabul ediliyor. Araştırmacılar, koleksiyonerlerin ya da bu objelere gerekli koruyucu ekipman olmadan yaklaşan kişilerin benzer önlemleri çoğu zaman dikkate almadığını belirtiyor.

Riskin ikinci boyutu ise biyolojik kaynaklı. Yüzyıllar boyunca dokularda uykuda kalabilen bakteri, mantar ve maya türleri, organik materyalin varlığı sayesinde yeniden çoğalma imkânı bulabiliyor. Özellikle sıcaklık, nem ve hava kalitesi gibi çevresel koşulların istikrarsız olduğu ortamlarda bu süreç daha belirgin hale geliyor. Yani bir kalıntı ilk bakışta kuru ve inert görünse bile, üzerinde veya çevresinde mikrobiyal aktivite bulunma ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil. Bu durum, özel koleksiyonlarda ya da uygun olmayan depolama alanlarında tutulan örnekleri daha riskli hale getirebiliyor.

man in 1920s adventurer garb crouched near a woman beginning to read an ancient book at a desert camp site

Makale, bu tehlikenin teorik olmadığını gösteren birkaç örneğe de yer veriyor. 1962 tarihli bir vakada, mumyalanmış kalıntılarda zehirli mantar sporlarının bulunduğu ortaya konmuştu. Bu sporların solunması halinde solunum yollarında iltihaplanma ve enfeksiyona yol açabileceği, ayrıca ateş gibi belirtiler oluşturabileceği belirtilmişti. Başka bir deyişle sorun yalnızca kalıntıya fiziksel temasla sınırlı değil; havaya karışabilen biyolojik parçacıklar da önemli bir maruziyet yolu oluşturabiliyor.

Benzer sonuçlar daha yakın tarihli araştırmalarda da görüldü. 2013’te yapılan bir çalışma, İtalya’nın Sicilya bölgesindeki Palermo kentinde bulunan Capuchin Catacombs’ta sergilenen yüzlerce mumyanın, yıllar boyunca süren dengesiz çevresel koşullar nedeniyle mikrobiyal ve mantar büyümesine yatkın hale geldiğini gösterdi. Bu bulgu, yalnızca kapalı depolarda saklanan örneklerin değil, kamusal sergileme alanlarında bulunan kalıntıların da uzun vadeli çevresel dalgalanmalardan etkilenebildiğini ortaya koyuyor. Nem ve sıcaklık kontrolündeki küçük sapmalar bile biyolojik aktivite açısından fark yaratabiliyor.

The east wall of the burial chamber, showing court officials dragging Tutankhamun's mummy to his tomb

2012’de Polonya’nın Krakow kentindeki St. Peter and Paul Kilisesi mahzenlerinde yürütülen başka bir çalışmada ise insan kalıntıları, tabutlar, duvarlar ve hatta ortam havası üzerinde üç mantar türü tespit edildi: Aspergillus, Penicillium ve Stachybotrys. Bu bulgu önemli, çünkü kontaminasyonun yalnızca bedenlerle sınırlı kalmadığını; çevredeki yüzeylere ve havaya da yayılabildiğini gösteriyor. Böyle bir tabloda risk, tek bir nesneyle temas eden kişiyle sınırlı kalmıyor; aynı ortamda bulunan herkes için daha geniş bir maruziyet alanı oluşabiliyor.

Mumyalara ilişkin “lanet” anlatılarının popüler kültürde büyük yer tutmasına rağmen, araştırmacılar bu tür öykülerin arkasında doğaüstü açıklamalardan çok biyolojik ve kimyasal etkenlerin bulunabileceğine işaret ediyor. Özellikle Kral Tutankhamun’un mezarının açılmasıyla ilişkilendirilen ünlü “mummy’s curse” anlatısında, toksik sporlar ya da mantarların rol oynamış olabileceği uzun süredir dile getiriliyor. Yeni makale de bu yaklaşımı destekleyen çerçeveyi güçlendiriyor: Eski kalıntılar, yanlış koşullarda depolandığında ya da koruyucu önlemler olmadan ele alındığında, beklenmedik sağlık sorunları yaratabiliyor.

Lord Carnarvon, his daughter, Lady Evelyn Herbert, and Howard Carter at the top of the steps leading to the newly discovered tomb of Tutankhamun, November 1922

Sonuç olarak çalışma, mumyalanmış kalıntıların nadir ve tarihsel değeri yüksek objeler olmasının onları zararsız hale getirmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Ağır metaller, toksik koruyucular ve yüzyıllar sonra yeniden aktif hale gelebilen mikroorganizmalar bir araya geldiğinde, bu tür nesneler koleksiyon parçasından çok kontrollü işlem gerektiren biyokimyasal risk kaynaklarına dönüşebiliyor. Mesaj net: Böyle kalıntılarla ilgilenen herkesin, hukuki boyut kadar sağlık ve güvenlik tarafını da ciddiye alması gerekiyor.

HWM
HWMhttps://hardwaremania.com
Yoda is a revered former Jedi Master who spent the last years of his life on Dagobah. The nine-hundred-year-old Jedi master trained Jedi knights for eight centuries.
Benzer İçerikler

Haberler

- Advertisment -

Son Yorumlar

- Advertisment -