Deneysel arkeoloji, eski insan topluluklarının bir işi nasıl yaptığını anlamak için aynı süreci bugün yeniden denemeye dayanıyor. Bu yaklaşım çoğu zaman taş alet üretmek, hayvan işlemek ya da eski yapıştırıcı türlerini yeniden hazırlamak gibi uygulamaları kapsıyor. Yeni bir çalışmada ise odak noktası oldukça sıra dışı bir malzeme oldu: gergedan dişleri. Araştırmacılar, Neanderthals’ın bu dişleri taş alet üretiminde kullandığından şüpheleniyordu ve bunu test etmek için aynı işlemi kontrollü koşullarda tekrar denedi.
Çalışmanın çıkış noktası, Avrupa ve Asya’daki bazı Neanderthal yerleşimlerinde görülen dikkat çekici bir örüntü. Bu alanlarda gergedan kalıntıları arasında dişlerin oranı beklenenden çok daha yüksek görünüyor. Neanderthals’ın artık soyu tükenmiş bazı gergedan türlerini avladığı zaten biliniyor. Ancak bazı arkeolojik alanlarda ortaya çıkan tablo, bu insanların yalnızca hayvanı avlamakla kalmayıp dişlerini özellikle toplamış olabileceğini düşündürüyor.
Bu durum sayısal olarak da dikkat çekici. Türe göre değişmekle birlikte bir gergedanın 260’tan fazla kemiği bulunurken, diş sayısı yalnızca 24 ile 34 arasında değişiyor. Buna rağmen güney Çin’deki ve 300,000 ile 130,000 yıl öncesine tarihlenen Panxian Dadong mağara alanında gergedan kalıntılarının yüzde 74’ünü dişler oluşturuyor. Güneydoğu Fransa’daki Payre kaya sığınağında ise gergedan fosillerinin yüzde 91’i dişlerden oluşuyor. Bu kadar yüksek oran, dişlerin tesadüfen korunmuş olmasından daha fazlasına işaret ediyor olabilir.

Araştırmacıların dikkatini çeken bir diğer unsur da bu dişlerin yüzeyindeki izler oldu. Bazı örneklerde, kemik bir parçanın çekiç gibi kullanılmasıyla ortaya çıkabilecek türde iz kümeleri görüldü: aynı bölgede tekrar eden darbelerin bıraktığı sığ çukurlar ve üst üste binen çatlaklar. Buna ek olarak, taş aletin keskin kenarıyla temastan kaynaklanmış olabilecek ince ve yüzeysel çizikler de tespit edildi. Bu tür aşınma ve darbe izleri, dişlerin yalnızca doğal süreçlerle değil, belirli bir amaçla kullanılmış olabileceğini düşündürüyor.
Yine de arkeolojide benzer izlerin nasıl oluştuğunu anlamanın en güvenilir yollarından biri, aynı işlemi yeniden uygulayıp ortaya çıkan sonuçları karşılaştırmak. Bu nedenle araştırma ekibi, gergedan dişlerinin gerçekten taş alet yapımında kullanılıp kullanılamayacağını deneysel olarak sınamak istedi. Amaç, dişler üzerinde oluşan yeni izleri arkeolojik örneklerde görülenlerle karşılaştırmaktı. Eğer benzer hasar desenleri elde edilirse, Neanderthals’ın bu materyali alet üretim sürecinde kullandığı yorumu daha güçlü hale gelecekti.
Bu noktada işin en zor kısmı uygun malzemeye erişmek oldu. Gergedanlar bugün dünyanın en sıkı korunan büyük memelileri arasında yer alıyor. Pek çok tür tehdit altında bulunuyor ve gergedan parçalarının uluslararası dolaşımı ciddi biçimde düzenleniyor. Dolayısıyla gerçek gergedan dişleriyle deney yapmak, sıradan bir laboratuvar çalışmasına göre çok daha karmaşık izin ve tedarik süreçleri gerektiriyor. Araştırmacılar için bu malzemeyi bulmak başlı başına önemli bir engeldi.

Buna rağmen yürütülen deneyler, gergedan dişlerinin taş alet üretiminde darbeye dayanıklı bir ara malzeme olarak iş görebildiğini gösterdi. Dişlerin taşa vurulmasıyla oluşan izler, arkeolojik örneklerde daha önce kaydedilen hasar desenleriyle uyumlu bulundu. Özellikle aynı noktaya tekrar eden darbelerin bıraktığı çukur ve çatlak kümeleri ile taş kenarlarının temasından doğan ince çizgiler, doğal kırılmadan ziyade kullanıma bağlı aşınmayı destekleyen bir tablo ortaya koydu.
Bu sonuç, Neanderthals’ın alet çantasının sanılandan daha çeşitli olabileceğine işaret ediyor. Taş aletler tarihöncesi teknoloji anlatısının merkezinde yer alsa da, bu aletlerin üretilmesi sırasında kullanılan yardımcı malzemeler en az taşın kendisi kadar önemli olabilir. Kemik, boynuz ve benzeri organik materyallerin bu tür süreçlerde rol oynadığı biliniyor. Gergedan dişlerinin de bu listeye eklenmesi, Neanderthals’ın çevresindeki hayvan kaynaklarını işlevsel özelliklerine göre seçebildiğini gösteren yeni bir örnek sayılabilir.

Ayrıca çalışma, arkeolojik kayıtlarda neden bazı hayvan parçalarının olağandışı yoğunlukta bulunduğunu açıklamaya da yardımcı oluyor. Bir yerleşimde belirli bir türün dişlerinin kemiklere kıyasla çok daha sık görülmesi, yalnızca beslenme tercihlerini değil, teknolojik kullanım senaryolarını da akla getirebilir. Bu bakış açısı, daha önce sıradan kalıntı gibi değerlendirilen bazı buluntuların yeniden yorumlanmasına yol açabilir.
Sonuç olarak çalışma, Neanderthals’ın gergedan dişlerini bilinçli biçimde topladığı ve bunları taş alet yapımında çekiç benzeri araçlar olarak kullanmış olabileceği görüşünü güçlendiriyor. Tek bir malzemenin deneysel olarak sınanması bile, tarihöncesi toplulukların teknoloji anlayışının düşündüğümüzden daha esnek ve yaratıcı olduğunu göstermeye yetiyor. Organik malzemeler arkeolojik kayıtlarda her zaman iyi korunmasa da, üzerlerindeki izler doğru okunduğunda eski davranışlara dair önemli ipuçları verebiliyor.

