Meta’nın akıllı gözlükleri etrafındaki gizlilik tartışmaları büyürken, Almanya merkezli insan hakları kuruluşu HateAid şirket hakkında suç duyurusunda bulundu. Başvuru, gözlüklere entegre edilen kameraların fark edilmesi zor şekilde kayıt yapabilmesinin Alman gizlilik mevzuatıyla çeliştiğini savunuyor.
HateAid’e göre ürünler, Almanya’daki Telecommunications, Digital Services and Data Protection Act kapsamındaki kuralları ihlal ediyor. Kuruluş, bu cihazların satışının gizli kayıt imkânı nedeniyle cezai sorumluluk doğurabileceğini öne sürüyor. Başvuruda yalnızca Meta değil, gözlük ortakları Ray-Ban ve Oakley ile bazı perakendeciler de hedef alınıyor.
Kuruluş ayrıca bu gözlüklerin nerelerde kayıt yapabileceğine yönelik ek sınırlamalar talep ediyor. Bu yaklaşım, dashcam ve bodycam kullanımı için uygulanan kural setlerine benzer bir çerçeve oluşturulmasını amaçlıyor. Temel itiraz noktası, kameranın yüz üzerinde taşınması ve çevredeki kişilerin çoğu zaman kayıt alındığını kolayca fark edememesi.
Meta ise ürünlerin gizlilik önlemleri düşünülerek tasarlandığını savunuyor. Gözlüklerde kayıt sırasında yanan bir LED bulunuyor. Şirket ayrıca, bu LED’in örneğin elektrik bandıyla kapatılması gibi müdahaleleri algılayıp kamerayı devre dışı bırakan yazılımsal önlemler kullandığını belirtiyor. Ancak piyasada, bu ışığı Meta’nın korumalarını tetiklemeden gizlemeyi amaçlayan üçüncü taraf aksesuarların satılmaya başlaması, mevcut korumaların ne kadar etkili olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
Tartışmanın merkezinde yalnızca cihaz sahibinin gizliliği yok. Asıl sorunlardan biri, mevcut ayarların büyük ölçüde gözlüğü satın alan kullanıcıyı koruması. Çevrede bulunan kişiler ise ne bu ürünlerin kamera içerdiğini bilmek zorunda ne de şirketin kullanım koşullarını kabul etmiş durumda. Dahası, LED göstergesinin fark edilmesi her ortamda kolay olmayabilir. Bu da kamusal alanlarda rıza, görünürlük ve bilgilendirme konularını öne çıkarıyor.

Endişeler sadece teorik değil. Haziran ayında Meta, akıllı gözlüklerin yardımcı uygulamasında yer alan ancak kullanılmayan yüz tanıma kodunu sessiz şekilde kaldırmıştı. Bu gelişme, ürünlerin gelecekte hangi yeteneklere kavuşabileceği ve sınırların nerede çizileceği yönündeki kaygıları artırdı.
Bir diğer kritik başlık ise görüntü ve videoların gözlükten çıktıktan sonra nasıl işlendiği. Standart fotoğraf ve videolar, bulut depolama veya paylaşım açılmadıkça kullanıcının cihazında kalıyor. Ancak Meta AI gibi yapay zekâ özellikleri devreye girdiğinde, kullanıcının baktığı çevreye ilişkin bilgiler işlenmek üzere Meta’ya gönderiliyor. Şirketin, bu etkileşimlerin bir kısmını yapay zekâ eğitimi için etiketlemek ve incelemek üzere üçüncü taraf yüklenicilerden destek aldığı da belirtiliyor.
Bu inceleme süreçleri de ayrı bir gizlilik riski yaratıyor. Yılın başlarında İsveç basınında yer alan bir haberde, Kenya’da AI anotasyonu yapan yüklenicilerin gözlüklerle kaydedilmiş mahrem ve hassas içeriklerle karşılaştığı aktarılmıştı. İddialara göre bu içerikler arasında çıplaklık, banyo görüntüleri, cinsel eylemler, kredi kartı numaraları ve başka özel bilgiler de bulunuyordu. Almanya’daki suç duyurusu, tam da bu zincirin hem kayıt anında hem de verilerin sonradan işlenmesi sırasında ne kadar sorunlu olabileceğini yeniden gündeme getiriyor.

