AWS’nin veri merkezi ağ altyapısında son yıllarda yaptığı değişiklikler, bulut tarafında kullanıcıların çoğunun hiç görmediği ama hizmet maliyetleri üzerinde doğrudan etkisi olan bir dönüşüme işaret ediyor. Şirketin yeni yaklaşımı, tek katmanlı ve kasıtlı olarak neredeyse rastgele kablolanan bir ağ tasarımına dayanıyor. Bu yapı, daha yüksek dayanıklılık sağlarken işletme maliyetlerini de düşürüyor. AWS’ye göre sistem, bazı senaryolarda yüzde 40’a kadar daha verimli çalışabiliyor ve yeni veri merkezi kurulumlarının büyük bölümünde artık varsayılan tercih haline gelmiş durumda.
Buradaki asıl dikkat çekici nokta, elde edilen tasarrufun müşteriye nasıl yansıdığı. AWS tarafının verdiği net yanıt, maliyet avantajının doğrudan fiyat indirimi olarak geri verilmediği yönünde. Başka bir deyişle şirket, ağ altyapısındaki verim artışını büyük ölçüde kendi marjını iyileştirmek için kullanıyor. Ancak tablo bundan ibaret değil. AWS, rakiplerinin aksine mevcut SKU’ların fiyatlarını genel olarak artırmış değil. 2020’de 64GB RAM’e sahip bir sanal makineyi hangi fiyat düzeyinde çalıştırmak mümkünse, bugün de benzer şekilde aynı fiyat bandında kalınabildiği belirtiliyor.
Elbette bunun istisnaları var. GPU kapasite bloklarında dönemsel fiyat artışları görüldü ve genel kullanıma açık IPv4 adresleri için de birkaç yıl önce ücretlendirme başladı. Yine de AWS’nin genel yaklaşımı, mevcut ürünlerde fiyatı korumak yönünde. Örneğin Graviton4 tabanlı c8g.2xlarge ile Graviton5 tabanlı c9g.2xlarge arasında yaklaşık yüzde 9’luk fiyat farkı bulunuyor. Bu artış dikkat çekse de kullanıcıların yükseltme zorunluluğu yok. Donanım bileşeni maliyetlerindeki yükseliş düşünüldüğünde, artışın bu seviyede tutulmuş olması da ayrıca önemli görülüyor.
AWS’nin fiyat yapısında gözden kaçan nokta, tek bir EC2 ücret kaleminin aslında çok sayıda bileşeni birlikte kapsaması. Saatlik ya da saniyelik ölçümle sunulan bir sanal makine ücreti yalnızca CPU ve RAM’i değil; arka plan bağlantılarını, güç tüketimini, fiziksel tesis güvenliğini, kimlik ve erişim yönetimi katmanlarını, operasyon ekiplerini ve yüksek ölçekli ağ altyapısını da içeriyor. Bu nedenle ağ tarafında sağlanan verimlilik, sadece tek bir kaleme indirgenecek bir avantaj oluşturmuyor; daha geniş bir maliyet havuzuna dağılıyor.
Ağ ücretlendirmesi tarafında ise AWS’nin daha belirgin bir yön değişikliği sinyali verdiği görülüyor. Availability Zone’lar arasında veri taşımak hâlâ pahalı kalabiliyor; büyük bölgelerde her GB için girişte $0.01, çıkışta da $0.01 düzeyinde liste fiyatı bulunuyor. Buna karşılık aynı Availability Zone içindeki veri hareketi ücretsiz olmaya devam ediyor. Üstelik tek bir AZ’nin birden fazla veri merkezi tesisinden oluşabildiği ve bu yapı büyüdükçe taşıma maliyetinin de arttığı düşünülürse, AWS’nin bu maliyeti uzun süre kendi üzerinde tutmuş olması önemli.

Daha dikkat çekici gelişme, AWS Interconnect – multicloud tarafında ortaya çıkıyor. Bu hizmette GB başına ücret alınmıyor; yalnızca saatlik port ücreti uygulanıyor. Ayrıca her sağlayıcı için 500 Mbps hızında bir ücretsiz port katmanı sunuluyor. Bu sayede GCP, Oracle ve yakında Azure yönüne veri gönderiminde AWS tarafındaki aktarım maliyeti sıfıra kadar düşebiliyor. Aynı portun bir ay boyunca açık internette tam kapasite kullanılması durumunda maliyetin yaklaşık $12,000 düzeyine ulaşabileceği ifade ediliyor. AWS’nin yeni ağ ürünlerinde kullanım miktarına dayalı ücretler yerine sabit ücret modeline yönelmesinin nedeni de maliyet öngörülebilirliğini artırmak olarak açıklanıyor.
Tüm bu dönüşümün arkasında sadece fiziksel ağ tasarımı değil, yazılım ve yönlendirme tarafında geliştirilen özel sistemler de var. Neredeyse rastgele bağlanmış bir ağ topolojisinde asıl zor kısım kablolama değil, trafiğin hangi yollardan taşınacağını verimli biçimde belirlemek. Geleneksel protokoller genellikle en kısa yolu hesaplamaya çalışırken, AWS’nin ölçeğinde iki nokta arasında binlerce benzer rota bulunabiliyor. Şirket bu sorunu SIDR adlı kontrol düzlemi protokolüyle ve veri iletim tarafında Spraypoint ile çözüyor. Bu yaklaşım, kâğıt üzerinde anlatılandan daha büyük bir mühendislik yükü taşıyor.
AWS’nin burada öne çıkan tarafı, bu karmaşıklığı müşteriden tamamen saklayabilmesi. Kullanıcı açısından bakıldığında ağ çoğu zaman sadece çalışıyor. İki nokta arasında yüksek hızlara yakın veri aktarımı alınabiliyor ve klasik veri merkezlerinde sık görülen üst raf anahtarı darboğazı gibi sorunlar çoğu senaryoda görünmüyor. Şirketin vurguladığı bir başka nokta da yeni açılan makine öğrenimi odaklı veri merkezlerinde bile ağ standartlarının düşürülmediği; tüm tesislerin aynı spesifikasyona göre inşa edildiği.
Sonuç olarak AWS, ağ altyapısındaki verimlilik artışını doğrudan geniş çaplı indirimlere çevirmemiş olsa da, bunu mevcut ürün fiyatlarını uzun süre sabit tutmak ve bazı yeni ağ hizmetlerinde daha sade fiyat modelleri sunmak için kullanıyor. Kullanıcının çoğu zaman fark etmediği bu görünmez mühendislik, bulutun en kritik ama en az konuşulan katmanlarından biri olmaya devam ediyor.

