Biyolojide organlar, uzuvlar ve karmaşık dokular vücuttan ayrıldıktan sonra genellikle kısa sürede bozulur. Bu tür yapıları bir süre canlı tutmak mümkün olsa da, bugüne kadar bunun için steril ortamlar, besin açısından zengin sıvılar ve çeşitli büyüme faktörleri gerekiyordu. Yeni çalışmada ise araştırmacılar, Psolus fabricii adlı bir deniz hıyarından alınan bazı doku parçalarının sıradan deniz suyunda bırakıldığında yaşamayı sürdürebildiğini gösterdi.
Çalışmayı yürüten ekip, bu durumu “doğal olarak ortaya çıkan doku ölümsüzlüğü” olarak tanımlıyor. Buradaki dikkat çekici nokta, dokuların laboratuvar koşullarında özel bir destek olmadan varlığını sürdürmesi. Araştırmacılara göre bu kadar kolay hayatta kalabilen doku örnekleri son derece alışılmadık ve şimdiye kadar benzer bir olgu görülmedi.
Psolus fabricii, Atlantik ve Arktik okyanuslarının soğuk sularında yaşayan bir deniz hıyarı türü. Hayvanın alt kısmında “sole” olarak anılan yumuşak bir yüzey bulunuyor ve bu bölüm, kayalara tutunmasını sağlayan tüp ayaklarla çevrili. Kayaya yerleştikten sonra, suda asılı duran parçacıklarla beslenmek için yumuşak ve dallanan tentaküllerini dışarı uzatıyor. Sert çevre koşulları nedeniyle bu ayaklar ve tentaküller sık sık yaralanma ya da kopma riskiyle karşılaşıyor.

Bu nedenle evrimsel süreçte, söz konusu bölgeler oldukça yüksek bir yenilenme kapasitesi kazanmış durumda. Deniz hıyarları kaybettikleri bu yapıları yeniden büyütebiliyor. Ancak bu yetenek, düzsolucanlar ya da bazı denizyıldızlarında görülen tam vücut yenilenmesiyle aynı değil. Yani kopan bir parça yeni bir Psolus fabricii bireyine dönüşmüyor. Asıl şaşırtıcı olan, bu kopan parçaların ölmemesi.
Araştırma ekibi de başlangıçta böyle bir sonuç aramadığını belirtiyor. Laboratuvarın temel odağı deniz hıyarlarıydı ve Psolus fabricii daha önce de başka çalışmalarda kullanılmıştı. Gözlem, ekip üyelerinden birinin ampute edilen dokunun yaşamaya devam ettiğini fark etmesiyle ortaya çıktı. Üstelik doku sadece canlı kalmıyor; aynı zamanda iyileşme belirtileri gösteriyor ve bunu sağlamak için özel bir işlem uygulanmıyordu. Bulgular bu yönüyle planlanmış bir hedefin değil, beklenmedik bir keşfin ürünü.
Haberin merkezindeki yenilik, rejenerasyonun kendisinden çok, dokunun vücuttan ayrıldıktan sonra gösterdiği kalıcılık. Organ nakli ve doku koruma alanlarında bugüne kadarki yaklaşım, ayrılmış dokunun hızla bozulacağını varsayarak onu kontrollü koşullarda yaşatmaya çalışmak üzerine kuruluydu. Psolus fabricii örneği ise bazı canlılarda belirli dokuların, çevresel koşullar uygun olduğunda, çok daha dayanıklı olabileceğini düşündürüyor.
Bu bulgu şimdilik doğrudan tıbbi uygulama anlamına gelmiyor. Çalışmada aktarılan sonuç, belirli bir deniz canlısının belirli dokularına ait sıra dışı bir biyolojik özelliği ortaya koyuyor. Yine de bu tür mekanizmaların nasıl çalıştığını anlamak, doku dayanıklılığı, yara iyileşmesi ve rejenerasyon biyolojisi gibi alanlarda yeni araştırma başlıkları açabilir.
Özellikle soğuk Atlantik ve Arktik ortamında yaşayan bir türde böyle bir özelliğin görülmesi, çevresel baskılar ile doku dayanıklılığı arasındaki ilişkiyi de gündeme getiriyor. Sık yaralanan ve kayaya tutunma ya da beslenme için kritik önem taşıyan yapıların korunması, bu canlı için açık bir avantaj sağlıyor olabilir. Çalışmanın en çarpıcı tarafı ise bunun karmaşık laboratuvar destekleri olmadan gözlemlenmiş olması: Ayrılan dokular, sıradan deniz suyunda yaşamayı sürdürmeye devam ediyor.

