2010’ların başında TV üreticileri 3D özelliğini birçok modele ekledi. Dönemin sinema tarafında da Avatar ve How to Train Your Dragon gibi yapımların yarattığı ivme vardı. Ancak bu dalga uzun sürmedi. 2015’e gelindiğinde sektörün odağı 4K ve HDR’a kayarken 3D, ev eğlencesi tarafında büyük ölçüde ortadan kalktı.
Bunun temel nedeni, 3D deneyiminin evde zahmetli olmasıydı. Kullanıcıların ayrı gözlük alması gerekiyordu; pasif modeller genelde $10 ile $20 arasında değişirken aktif gözlükler $50 seviyesinin üzerine çıkabiliyor ve düzenli şarj istiyordu. Bunun yanında 3D Blu-ray oynatıcı ihtiyacı ve standart sürümlere göre daha pahalı 3D diskler de ek masraf anlamına geliyordu.
Teknik tarafta da önemli sınırlamalar vardı. Pasif gözlüklü birçok 3D TV, her göz için ayrı görüntü verdiğinden 1080p çözünürlüğü fiilen yarıya indiriyordu. Aktif gözlük kullanan daha pahalı TV’ler ve projektörler bu sorunu azaltıyordu, ancak bu kez de maliyet ve pil gereksinimi devreye giriyordu. Ayrıca 42 inç veya 50 inç gibi ekranlarda izleme mesafesi arttıkça 3D etkisi belirgin şekilde zayıflıyordu.
İçerik tarafı da yetersiz kaldı. 3D Blu-ray dışında düzenli içerik bulmak zordu. BBC ve ESPN gibi yayıncılar bir dönem sınırlı sayıda 3D yayın yaptı, ancak her ikisi de 2013’te bu formattan vazgeçti. Tam bu dönemde 4K HDR TV’ler daha net, daha parlak ve gözlüksüz bir yükseltme sunarak öne çıktı. Netflix ve benzeri platformlardaki 4K içerik artışı da tüketici tercihini hızla değiştirdi.
Precision Reports verilerine göre 2010-2018 arasındaki zirve dönemde 3D TV sahibi hanelerin yalnızca yaklaşık yüzde 25’i bu özelliği gerçekten kullandı. Üç yılın ardından kullanımını sürdürenlerin oranı yüzde 10’un altına indi. Aynı çalışmada kullanıcıların yüzde 65’i içerik eksikliğini, yüzde 50’si uzun izleme sırasında rahatsızlığı, yüzde 42’si ise yüksek ekipman maliyetini bırakma nedeni olarak gösterdi.

Sinema tarafında da 3D’nin itibarı hızlı biçimde aşındı. İlk dönemde Avatar ve Alice in Wonderland gibi büyük gişe başarıları stüdyoları cesaretlendirdi, çünkü 3D gösterimler daha pahalı biletle satılabiliyordu. Fakat kısa süre sonra seyirci tepkisi arttı. Özellikle 2D’den sonradan 3D’ye çevrilen filmler, doğal stereoskopik çekimle üretilen yapımlar kadar derinlik hissi veremedi.
Bu yüzden 3D’nin en iyi örnekleri sınırlı sayıda kaldı. Avatar, Gravity, Hugo, Life of Pi ve The Martian gibi yerel 3D çekilmiş filmler öne çıktı; animasyon tarafında How to Train Your Dragon ve Up da iyi örnekler arasında yer aldı. Ancak güçlü bir içerik kütüphanesi oluşmadığından ev tarafındaki talep kalıcı hale gelemedi.
Bugün evde 3D film izlemek hâlâ mümkün, fakat seçenekler niş ve pahalı. Bazı modern projektörler 3D destekliyor; XGIMI Titan Noir Max gibi modeller buna örnek, ancak fiyatı $6,000 seviyesinde. VR tarafında Apple Vision Pro, TV ve Disney+ uygulamalarında 3D film oynatabiliyor, fakat bunun bedeli de $3,690. Meta Quest başlıkları ve bazı akıllı gözlükler de alternatif sunuyor. Kısacası 3D tamamen kaybolmuş değil, ancak geniş kitleler için pratik bir format olmayı başaramadı.

